Harun Çıplak | ::.. Harun Denilen Adam ..::

…::: Harun Denilen Adam :::…

"kule" tarafından yazılmış yazıları görüntülüyorsunuz

Aforizmalar 3

Yorum yok

“Yaşamak” Sevinci

Bizim Dünyamız’da imanın hazzı ile yaşama sevinci, aynı gerçeğin farklı tezahürlerinden ibarettir. Bir çeşit sebep, sonuç ilişkisi içinde gelişen bu meselede, inanmak sebep, mutluluk sonuç gibi durmaktadır. İmanın hazzını duymak ise, pratikle mümkündür, pratik, yani ibadet. Müslümanların mutsuzluğu üzerine kafa yoranların bir de bu açıdan bakmalarında yarar olsa gerek.

Bölünmeler

İslam’ın varlık tasavvurunda, madde-mana bölünmesi yoktur. Zira Allah(cc) hem gayb hem de şahadet aleminin yegane Rabbi’dir ve alemleri mükemmel bir uyum içerisinde yaratmıştır. Burada, bırakınız birbiriyle çelişmeyi, tüm varlık birbirini bütünleyen bir interaktiviteye sahiptir. Madde alemindeki Vahidiyet (her şeyin Allah’tan geliyor olması), mana aleminde ve bu alemler arasında da vardır. Böyle bir “külli alem tasavvuru” bizi yüzyıllardır epistemolojik bölünmelerden korumuş ve kalp- kafa bütünlüğü içinde yaşamamıza olanak vermiştir.

Ancak, modernleşmeyle gelen meydan okuma, yabancı kavramlarla beraber (doğal olarak) yabancı efkarın ve metodolojinin de düşünce dünyamızda yer etmesine sebep olmuştur.

Netice olarak bizler, “bölünmemiş bir dünyanın”, bölünmüş-parçalanmış sakinleri haline gelmişizdir. Varlık alanını farklı bölgelere ayırmak, hele din ile dünyayı birbirinden ayrı krallıklar olarak hayal etmek, olsa olsa Batı’dan gelen rüzgarda neşv-ü nema bulmuş bir hastalıktır.

Ancak, modernleşmeyle hesabımız henüz bitmemiştir. Ve biz, bu hesaplaşmayı bitirdiğimiz zaman, tecrübemizin ışığı, memleket sınırlarımızın çok ötesinde bir aydınlık kuşak meydana getirecektir. .

Devlet-İnsan ve Mukaddes

Maddi kurumların en yükseği olan devlet, insanların, yaşamlarını devam ettirmek için -zoraki de olsa- doğuştan sahip oldukları hakların bir kısmını devrederek hayatiyet kazandırdıkları bir kurumdur. Çerçevesi maddi hayatın tanzimi ve insanların özgürlük ve güvenliğe dair olan sorunlarını çözmektir. Bu yönüyle devlet, vazgeçilmez olsa da, kutsal değildir. Hele Hegelcilerin sandığı gibi, Tanrının yeryüzünde yürüyüşü, asla değildir. Devlete atfedilecek olan kutsallık, kutsalın alanına yapılmış bir müdaheledir ve insanın kutsala yaptığı her müdahele hüsranla sonuçlanmıştır. İslam dünyasında devleti kutsallaştırmanın, insanoğlunun “son gerçek kutsalına” müdahelesi olacağını da hesaba katarak, olası hüsranın boyutlarını hesap ediniz.

Acı Çekmek Özgürlükse….

Biz acılarımızdan kaçarız, oysa der, Nietzche, acı en büyük öğretmendir. Acıdan özgürlüğe giden yol ancak tefekkür vasıtasıyla alınabilir. Acıları üzerine düşünen insan, en büyük acının, sonsuz yaşam donanımı ile sonlu bir yaşamı sürdürmek zorunda kalmak olduğunu farkedecektir. İşte size, özgürlüğe, ve hatta sonsuza açılan bir kapı.

Doğum Sancısı

Birçoklarına göre filozof, hakikatleri çalıp başkalaştırdığı için cezalandırılan kişidir. Ve bundandır acısı. Oysa ki yaşanan hep doğum sancısıdır filozofun dünyasında. Her fikir bir çocuktur ve filozoflar, tıpkı çiçekler gibi tozlaşmayla etkileşirler. Bir akıl/tefekkür/sezgi esintisi, birinin gerçeklerini diğerine temas ettirir ve bu temastan yeni gerçekler ortaya çıkar. Doğrusu, bu temasın tahrik gücü, oldukça yüksektir.

Yine Filozof

Filozofların ekserisi, hayatın anlam çizgisinin kaybolmaya yüz tuttuğu zamanlarda ortaya çıkmıştır. Kimselerin farketmediği bu boşluk, onları yutmuş ve böylece filozof, yeniden kendini bulmak üzere, kaybolmuştur. Kaybolmak evet bir ön şart değildir, amma, yaşadığı zamanın tortularından kurtulmanın da başka yolu yok gibidir. Önce dalacak, gözden kaybolacak, ve herkesin yok olduğu yerden o, inci mercan çıkaracaktır. İnci mercanın ise, “hazır burada yapılmışı” yoktur.

Yine de Filozof ve Yine Acı

Schopenhauer, acılarını kutsallaştırarak, kendini, Hristiyan terminolojisindeki Hz. İsa’ya benzetir bir yerde. Evet, O, tüm insanlığın acısını kendi bünyesinde toplamış ve tüm insanlığın faydasına vazgeçmiştir yaşamaktan.

Nietzche, herkesin “bu adam sıyırdı” dediği dönemde, ömrünün sonlarına doğru, evinin önünden geçerken, yediği bir kırbaç sonucu yıkılan bir ata sarılır ve hıçkıra hıçkıra ağlar. İkimiz de der, hayatımız boyunca hep acı çektik.

Heyhat.. “Bari karınız olsaydı, yanarken aydınlatmak”…

Aforizmalar 2

3 yorum

Aklın Hudutları

Aklın(salt aklın) sınırlarını (sınırlı olduğunu) en çok onun sınırlarında dolaşanlar bilirler. Bu konuda slogan düzeyini aşamayanlar ise, onu hudutsuz bir memba ve mürşit sanarlar. Akıl, olsa olsa bir alettir hakikat mesajlarını işleyen, işe yarar kılan..

Aklın sonsuzu kavramak gibi bir misyonu yoktur. Kavramak, sınır çizmektir çünki. Oysa akıl sonsuzluğun ancak varlığını kavrayabilir. Böyle bir anlayış için ise, işaretler yeterlidir.

İman için akıl gerek şarttır ancak yeter şart değildir. Çünki iman nuru aklı da içeren ve insana ait ne kadar latife varsa hepsini aydınlatan bir nurdur. Dini rasyonelleştirmeye çalışanlar, aslında dinin o bülend avazının aklın duyduğundan ibaret olduğunu sananlardır. İnsan akıldan ibaret olmadığı gibi, külli bir sistem olarak din de rasyonaliteden ibaret değildir.

Güç-Özgüven

Gücünü Kudreti Sonsuzdan (cc) alanların, güvenlerinin de sonsuz olması gerekir. Aksi takdirde, ya bir kavrayış sorunu ya da inanç eksikliği vardır.

Bir başka ihtimal ise, insanın bizzat kendini güçlü hissetmesidir ki, bu büsbütün yanlıştır. İnsan, ancak kendine takdir edilen güce, birtakım sebepler bahane kılınarak mazhar edilmiştir.

İnsan-Çiçek

İnsan, hangi çiçeği koklarsa onun kokusunu alır. Sürekli güzel kokular devşiren bir insan, güzel hissiyata mazhar olacağı gibi, sürekli kötü kokuları tercih edenin de bir zaman sonra bunu güzel zannetmek gibi trajik bir kaderi olur.

Müzik-Hayat

Bazan müzik o denli hayat olur ki, o kesildiğinde sen hala neden yaşadığına şaşarsın? Ahh, içimizdeki bu sonsuzluk tutkusu…Bu kadar gizli ve böyle aşikar. Hayat hikayemizi başından sonuna kuşatan şarkılar vardır ki, biz mi ondan, yoksa o mu bizden ilham almıştır tespit etmek zordur. Ve sonsuzluk, doğrusu harflerden daha çok notalara yakışıyor.

Şehir- İnsan- Kolektif Şuur

Nasıl ki evren, Esma-i İlahi’nin yansımalarından ibarettir, şehir de, insan iradesinin ve onda açığa çıkan kolektif şuurun maddileşmiş halidir. Hayata bakış, insana bakış ve bütünüyle alem tasavvuru, şehre damgasını vurur ve o kısaca varoluşumuzun imzasıdır.

Aforizmalar

4 yorum

Mesuliyetin İdraki

Mesuliyet, zihinsel bir gayret sonucu vicdanda damıtılan bir meseledir ve her ferdin mesuliyet idraki, ait olduğu cemiyetin alem tasavvurunun şifrelerini taşır.

İnsanoğlunun hayatı anlamlandırma çabaları ve varoluşun idraki, hep mesuliyet havuzunu besleyen ırmaklar gibidir. Dengenin devam etmesi için çabanın sürekli olması gerekir. Yoksa bilinç, su akmayan göller gibi kurur.

Hürriyetin idraki

Hürriyetle mesuliyet, bir gerçeğin iki yüzü gibidir. Biri olmadan diğeri vücud bulamaz. Dağlardan ağır yükler yüklenen insan, evvelinde “elestü” bezminin konuğu olmuştur.

Bunu derken Varoluşçular gibi, sınırsız ve her türlü anlamlandırmaya açık bir hürriyetten bahsetmiyoruz. Ruhun kendini keşfine sebep olacak bir çile ve rahatsızlık döneminin ardından gerçekleştirilen büyük fethin adıdır, hürriyet.

Akıl

Hürriyet ve mes’uliyetin birlikte varolduğu platformun adıdır, akıl.

Mecnun

Mecnun Leylanın gözlerinde tevehhüm-ü ebediyeti keşfetmiş olsa gerektir. Aynanın ardındaki sır. Buna giden yolun bu denli dolaylı olması da insanoğlunun trajedisi. Trajediyi üretense zannedildiği gibi kader değil, akıldır.

Dramatik İnsan

Hayatının yarısında hayatın cahili olan insanın, geliştikçe ve öğrendikçe eskimesi ne ilginçtir. Yani hayatımızda tekamül ve inkırazın elele ve eş zamanlı yürümesi. Tüm bunların bu dünyaya göre verildiğini düşünen insan, ne kadar dramatiktir.

Endişe

Endişenin ipliğine inci mercan dizmek mümkünken, cam parçalarıyla uğraşmak ne acıdır. Sonsuzda yansıması olmayan şeylerin inci mercan olması ne kadar imkansızsa, Sonsuz eksenli yaşamıyanın, inci mercan bulması da o kadar imkansızdır.

Absürd

Ahiret olmadan dünya ve içindekilerin tek anlamı vardır; absürd. Absürd, anlamını kaybedendir.

Gönül

Ötelere seyahate çıkanlar yola hep gönülden çıkmış ve ırmaklar gibi buharlaşıp yine gönüle dökülmüşlerdir. Nasıl ki, genelde insan, özelde Hz. Muhammed (sav) varlığın “hem sebebi hem neticesidir”, gönül de bu kutsal yolculukta, “hem başlangıç hem de sondur.” Hatta yolculuğun tamamı da gönülde gerçekleşmiştir denilebilir. Gönül ki, Hakk’ ın (cc) nazargahıdır. Esma’nın yansıması gönülde olur. Gönlü keşfedemeyenler, salt akılla yola çıkanlar, Hakk’ın (cc) doğrudan ilhamlarını ıskaladıklarından, bir ömür didinip dururlar da, onların gönül ehline göre durumları, ateş böceğinin, Güneşe olan durumu gibi olur. Güneşin yokluğunda üretilen, aydınlatmaktan ziyade etrafın karanlığını gösteren bir çeşit ışık…