Yeni yılın başlangıcını kutlamak, geçen konuşmada verdiğimiz söz gereği bir kaç kelam etmek arzusundaydım ancak Ortadoğu’nun zengin züppesi İsrail’in devlet terörü işleyerek Gazze’de hava saldırısıyla akıtığı masum kanlarından sonra söyleyecek sözüm kalmadı. Sadece 17 Ocak Cumartesi günü İstanbul Atatürk hava limanına Şikago yoluyla Türk Hava Yollarının uçağıyla geleceğimi söyleyeyim.
Archive for the ‘Hatira’ Category
2009 Aralık 1
2008 Aralık 12 Konuşma
2008 Ekim 10 Konuşma
(G)Özlem
Hayat akıp giderken eğilip yerden toplayamıyorum parçalarımı. Hayat meşgalesine dalmadan yaşamak Kâbe’yi tavaf ederken durmaya çalışmak gibi. Öylesine akıcı ve hızlı ve devri daim içindeki ona uymaktan başka tek bir seçeneğin var. Ezilmeyi veya tabiri diğerle yalnızlığı göze almak. İşte bir tercih zorunluluğu daha. Pek çok kez karşılaştığımız seçimlerden biri daha. İş bu sebeple buraları, yaşananları, hatıraları bu deli akışa inat kaleme alıyor, buna devam ediyorum. Mesela bir düğünde veya gezide fotoğraf çekersin. Çekerken pek çok fotoğraf çektim dersin ama eve dönüp baktığında aslında pek az olduğunu görürsün. Yaşananlar da böyle yaşanıp bitmesi kaçınılmazları sabitlemek veya en azından ömrünü biraz daha uzatmak için not almak,
To Charlie - Çarli’ye
Hayli zaman oldu ki hiç farkına varmadan günlük meşgaleler arasında kaybolup gitmişim. Zamanla birlikte ömrümden bir zaman daha geçmiş ve kaybettiklerim çoğalmış. Sevdiğim şairin dediği gibi; ‘Kaçırmışım ucunu akrebin yelkovanın, Deli gibi peşinden çırpınıyorum zamanın.’ Farkına varabilmem için meşgalelerden bir lahza sıyrılıp, hayatıma kuş bakışı bakmam gerekiyormuş. Baktım ve pek çok şey gördüm. Pek azını sizinle paylaşabileceğim.
Taşındım. Altı aydır, daha doğrusu geldiğimden beri birlikte kaldığım Türk arkadaşlarımdan ve evden ayrıldım. Internet’ten bulduğum yeni evde yaklaşık 15 gündür Amerikalılarla birlikte yaşıyorum. İki beyaz iki de Afrika-Amerikalıyla aynı evi paylaşıyorum. Charlie 57, Bill 60 ve 53 yaşlarında iki emekli insan. Glenn 45 yaşında iş bulma kurumu benzeri bir işte çalışıyor. Ve son eleman ise 25 yaşında ömrü odasında geçen ve beni görünce sadece ‘Hey, What’s up man’ diyen biri. Charlie’de şeker hastalığı var. Geçen Cuma hastaneye kaldırdık. Daha doğrusu 911’i aradık onlar gelip aldılar. Şekeri 700’e çıkmış. 4 gün kaldı hastanede. Nefes almakta bile zorlanıyordu ve elleri titriyordu. Şimdi iyi zaman zaman konuşuyoruz gayet iyi pratik oluyor benim için.
Yeni kursuma başladım. Eski kursuma dört ay devam ettikten sonra iki ay bekledim ve yeni kursuma kayıt oldum ve başladım. Bir ay daha devam edeceğim, sonrası nasip.
Yeni taşındığım bölgede bir trafik levhası gördüm. Tabela bizdeki inek çıkabilir tabelalarına benziyordu ama bir farkla. Tabeladaki hayvan inek değil geyikti. Geyik çıkabilir ikazını görünce şaşırdım. Burada geyiğin ne işi var dedim kendi kendime. Sonra bir gece yolda giderken parlayan dört küçük nesne gördüm. Karanlıkta arabanın farının ışığı vurdukça parlıyorlardı. Yaklaştığımda biri irice ve boynuzlu diğeri daha küçük ve sanki yavrusu gibi görünen iki geyik gördüm. Vay anasını dedim, insanlarla birlikte evlerin arasında yaşıyorlar ve kimse çıkıp ‘Ulan şunlardan ne güzel post olur be demiyor.’ Hem hoş hem de ilginç.
Sanırım önceki yazılarımda sincaplardan bahsetmiştim zaten. Her yerdeler, ağaçta, sokaklarda, tavan aralarında, hatta onları sokakta arabalar tarafından ezilmiş olarak görmek artık olağan hale geldi.
Bir zaman sonra Legacy Park adlı harikulade bir yerde parkta otlayan üç ceylan yavrusu gördüm. İnsanlar parkın çevresinde koşuyor veya yürüyorlar onlarsa ceylanlara has ürkeklikle hem otlayıp hem de tedirgin bakışlarla etrafı süzüyorlardı. Hâsılı amaç yaşamaksa Bedirhan Gökçe’nin Almanya Mektubu Şiirinde dediği gibi diyebilirim ki ‘hayat bu insanların yaşadığı hayat bizimkisi gün tüketmek’. Ama elbette bu konuya haşiye düşeceğim. Ve diyeceğim ki; farklı algı seviyelerinde, farklı ahlaki kıstasları, farklı aile anlayışları, farklı kaygı, ümit ve heyecan kaynakları ama aynı zaaflara sahip insanlar olarak birbirimize benzediğimiz hakikattir. (Yazının buraya kadar ki kısmı 11 Temmuz’da yazıldı.)
Bu gece eve geldiğimde evden polisin çıktığını gördüm endişelendim çünkü evdeki tek yabancı bendim. Bana doğru geldi ve bu evde oturup oturmadığımı sordu. Ben de evet dedim. Charlie’yi tanıyıp tanımadığımı sordu ben de evet dedim ve bana Charlie’nin öldüğünü söyledi. Şok oldum. En son dün gece gördüğüm adam, evdeki en sevecen insan gitmişti. Kız kardeşine haber verip vermediklerini sordum Bill aradı dedi. Eve girdim. Tüm ev ahalisi salonda toplanmış Charlie hakkında konuşuyorlardı. Herkes onunla olan güzel hatıralarından bahsederken zaman zaman komik hadiseler anlattıkça gülseler bile ifadelerindeki hüzün barizdi. Birisi diyor ki ben derdim ki ona her zaman bu kadar sevinçli olacak ne buluyorsun bu hayatta. Keşke öyle demeseydim. Bir başkası ne zaman Charlie ile markete gitseler marketteki tüm çalışanlar Charlie’ye selam verirlermiş. Bu bahsettiklerim kör ölür badem gözlü olur masalı değil. Hakikaten Charlie görenin bir daha unutamayacağı bir yapıya sahipti. Burada en iyi arkadaşım Charlie idi artık burada kalırmıyım gerçekten bilmiyorum. Birisi dedi ki Charlie bu odada ölen ikinci kişi ve diğeri de 57 yaşında ölmüştü. Bu hadiseler olurken evde hala polis vardı polise Coke içermisin diye sordum hayır bira içerdim ama şimdi görevdeyim dedi. Türkiye’de bu kadar sigara ve bira satıldığını görmedim. Ha unutmadan bir de piyango. Her benzinlikte 1 dolardan 20 dolara kadar kazı kazan türünde piyangolar var ve inanılmaz satılıyor. En çokta yaşlılar oynuyor. Ve insanlığın amansız düşmanı tütün.
Hâsılı Seni özleyeceğim Charlie. Sizleri zaten çoktan beri özlemekteyim. Geçen yıl kıymetli dostum, abim, sırdaşım merhum Cemil Köse’den sonra sevdiğim birini daha kara toprağa vermek zorundayım. Sonumla aramdaki mesafeler kısaldıkça öfkem artıyor. İnsan yemek yerken yemek azaldıkça açlık azalmalıyken bende tam tersi oluyor.
Yazıklar olsun….
Ihtimal dahilindedir ki bu yaziyi okuyunca benim icin uzulecek ve acaba ne yapabiliriz diye dusuneceksiniz. Bunu yapmayin. Cunku yazdiklarim benim ozelimde gorunse bile herkesin genelindedir. Bahsedeceklerim sadece benim meselem degildir ve hatta malumu ilam etmis olmam cok muhtemel. O sebeple yanlislara daha fazla dusmeyelim derim. Ben iyiyim ve kendime cok yakin buldugun sizlerle bir kac meselemi muzakere etmek istedim.
Birseye talip olurken hayatima katacakalarini bilememe ragmen onu o kadar siddetle istememe anlam veremiyorum. Malumlari bir kenara birakip mechullerden medet ummak cahil cesareti olsa gerek. Fazla soze gerek yok aslinda. Yoklukla imtihan olmadan varligin kiymetini bilemedigime gore. Kaybetmem mukadder demek. Zahire gore hukum vermek kac gelecegini bilmeden zar atmaya benziyor. Ya tutarsa hesabi. Mazime bakiyorum bazen. Gordugun pek cok seyin icinde en cok yer kaplayanlar pismanliklarim oluyor. Yapabilecekken yaptiklarim mi desem, yapmamam gerekirken yaptiklarim mi?
Bazi insanlar cennete gidecek yaptiklarindan veya yapmadiklarindan dolayi. Ve yine bazi insanlar cehenneme gidecek yaptiklarindan veya yapmadiklarindan dolayi. Benim inancim bu. Bu insanlardan bir kismi diyecek ki keske sunlari yapsaydim veya keske sunlari yapmasaydim. Belki de keske sunlardan daha cok yapip sundan daha fazla kacinsaydim. Soz cok olsa da orada yazilmis olan yazi degismeyecek. Tercih cok basit, ama yapabilene.
Icimde nefret tasiyorum. Aslinda buna tasimak degil de bogusmak desem daha dogru. Cok agir, aci veriyor, gunumu gecemi sariyor. Karar almama, bir seyler yapmama mani oluyor. Ona nasil karsi koyacagimi sasirmis durumdayim. Elim, ayagim bagli sanki. Hareket edemiyorum onsuz. Nereye gidersem onu da goturmek zorundayim. Belime bagladigim bir tas gibi bu. Onunla ne ucabiliyor ne de yuzebiliyorum. Insanlarin nasil oluyorda nefretle bu kadar iyi basa cikabildiklerine sasiyorum. Daha dogrusu nasil yasadiklarina hayret ediyorum. Insani yiyip bitiren bir sey bu.
Hemen hergun gerek pismanliklarimdan, gerek utanclarimdan, gerekse nefretlerimden izler goruyorum. Ancak avci olmadigim icin gordugum her iz beni daha da kotu yapiyor mutlu etmek yerine.
Hayati yasarim o mesele degil. Zamanin gecmesi icin onu kurmali bir saat gibi cevirmeme gerek yok ki. Ama istedigim zamanin gecmesi mi ondan emin degilim. Burada boylece oturup hayatimda bazi seylerin degismesini bekliyorum oha yani. Ben veya istediklerim armut degil ki beklemekle veya mevsimlerin degismesiyle olgunlassin veya hallolsun. Nasil olacak bu. Tum hayatimi bir piyango bileti gibi milyonda bir ihtimale baglamis durumdayim.
Pismanliklarimla ic ice onlara asina olarak yasadim, yasiyorum ve kuvvetle muhtemel boyle yasamaya devam edecegim. Yanlis oldugunu bilsem de buna mudahele edemeyecegim. Eger bir el beni tutup bu durumdan kurtarmazsa sonsuza kadar boyle yasayacagim diye korkuyorum.
“Bilmem yoksa dost vefasndan suphen mi var
Yoksa bende senin sevgine istidat yok mu? ”
F.G.
Yoksa bende de istidat yoksunlugu mu var. Yani eger ask bir his degil de bir kabiliyetse. Veya iradeli olmak bir kabiliyetse ve ben ondan yoksunsam. O vakit aski bilmeyenleri anlamak belki mumkun. Veya hic tatmamis olanlari (belki ben de bu gruba girerim emin degilim) anlamak mumkun Mesela guzel sarki soymeleyemeyen birine neden boylesin diyemeyiz madem. Cunku o is icin gereken kabiliyet onda mevcut degil. Veya o belki baska bir ise kabiliyetlidir kimbilir. Belki bende kendimi suclamaktan vazgecmeliyim. Cunku yapabilmek icin kabiliyet gerek ve sanirim ben de ondan yoksunum.
Herseye yeniden baslamak istiyorum. Bir gece uyumak ve sonrasinda yepyeni bir insan olmak. Veya uzun bir seyahate cikmak. Gittigim yerde kendimden yani kactiklarimdan hic bir iz bulmamak. Acaba beyni sifirlama imkani varmi. Bir operasyon veya bir islem veya hafizayi sifirlayan bir kocakari iksiri. Eger varsa muhakkak bulmali ve kullanmaliyim. Belki google’a sormaliyim. Zira baska turlu kafamdakilerle yasayamacagim. Cok agirlar. Ve gelip bende konakliyorlar. Arsiz misafir gibiler ev sahibi olmak derdindeler ve siklikla bunu basariyorlar.
Ey dunya neden bu kadar guzel ve alimlisin ki. Neden azimla yetinmiyor omrumun tamamini talep ediyorsun benden.
Suclu aramaktan yoruldum artik. Artik anladim ki bazi seylere mudahele edemem. Kimse edemez. Onlar sadece olurlar. Ne mani olabilir ne de yonunu degistirebilirim. O halde karar kesinlesmisken bu itiraz hevesim niye?
Cenabi Hakk’in Adem’e ogrettigi isimler arasinda benim bildiklerimde var bilmediklerim de. Ama sanirim bu binlerce isim arasinda unutamayacaklarim cikar eger kafayi sifirlayamazsam tabii. Onlari unutmak mumkun degil benim icin. Ama bu isimler sifatlardan siyrilmis salt isimler. Zira sifat ismi tanimliyor ve ismi etkiliyor. Halbuki herkes sifattan arinmis bir isim sahibidir. Dr, Hoca, Anne, Baba, Es, Evlat, Dost, Polis, Patron, Basbakan gibi tanimlar ismin onundeki sifatlar. Oysa gercek sifattan bagimsizdir. Zira kendinin doktoru veya polisi hatta dost veya basbakani olamazsin. Ben sadece yalnizlik halimle yalin olarak benim. Sifatlar baskalari icindir. Benim kendim icin ne tanima, ne sifata ihtiyacim var. Hatta benim kendim icin isme bile ihtiyacim yok. Ben sadece benim. Kendime seslenirken isim kullanmam.
Mumtaz, Suleyman, Ergen, Metin, yeniden Mumtaz ve Ummu Gulsum ve Halil. Bu isimler bende sifattan cikip sadece isim oldular. Onlar bende sadece isimleriyle yasayacaklar ve bana hep aci verecekler. Bu isimleri asla unutmayacagim. Bu isimler benim bir parcam artik. Ben parcalanmadikca bende olacaklar maalesef. Onlar ve onlara yaptiklarimla yasamaya mecburum. Umarim affetme kabilileri vardir. Aksi bir durum hesabi ahirete birakma demek cunku. Allah muhafaza.

Gunler akil almaz bir hizla geciyor ve biz, artik pesinden kosmaktan yoruldugumuz bir isin pesini, avini aramaktan bitab dusmus bir avci misali birakiyoruz. Vazgecmenin pismanligina karisan aradigini bulamamanin acisi bizi gurumuza tutsak ediyor. Yorgunuz belki, bitkin, tukenmis, nadim1. Yeniden baslamak icin hicbir makul gerekce bulamiyoruz. Bir de tum bunlar iktifa etmezmis gibi baska agizlardan cikmasi muhtemel tanlar 2 kulaklarimizda cinliyor.
Durun. Bir de sunu dusunun. Hic kimse Allah degil, ve icinizden gecenleri anlamayacak, tipki sizin baskalarini anlayamadiginiz gibi. O halde neticeye odaklanalim, ve yeniden, simdiye kadar hep baskalarina soyledigimiz yalanlara bir yenisini ekleyerek kendimize yalan soyleyelim. “Hersey daha iyi olacak” diyelim. Fakat sunu kesinlikle bilelim ki bu yalani inanarak soylemeliyiz ve yeniden baslamaliyiz.
Tum bunlari niye mi yazdim? Tam emin olmasam bile birseyler dusunuyordum sanirim. Karisik seylerdi dusunduklerim. Bir yerden basladim ve bir de baktim ki buradayim. Ben dahi sasirdim aklimin bana oynadigi oyunlara.
Hani bilim adamlari toplanir ve derler ki “haydi Aids’e care arayalim. Su yollari izleyelim, su testleri yapalim, sunlari gozlemleyelim, su kadar sursun” falan. Surec yasanir ama bir de bakarlar ki Aids’e degil ama belki kansere care olabilecek birseyler bulmuslar. Demek istedigim ciktigimiz yolu biliyoruz, nereye varmak istedigimizi de biliyoruz, ama hicbirimiz attigimiz adimlarin bizi nereye goturecegini veya varacagimiz noktayi kestiremiyoruz. Iste bu sebeple herkes yani hepimiz sonumuz hakkinda ciddi sorularla yasamaliyiz.
Yeni bir kura basladim. Artik 3. kur ogrencisiyim. Yine cok sayida Koreliyle yasamak zorundayim. Bazi Kore’liler isi abartip diyorlar ki “Burasi Georgia Tech degil Kore Tech”. Bir sure daha buna tahammul etmem gerekecek. Bu sinifta benden baska bir Turk arkadas daha var. Hersey iyiye gidiyormus gibi gorunuyor. Is ariyorum, bulursam parasini paylasiriz artik. Turkiyemiz’de durum nedir bilmiyorum ama burada petrol fiyatlari surekli artiyor. Amerika’lilarin krizi su anda kapida yakinda evlerinde farkederler saniyorum. Soylenildigine gore burada hersey 5-10 yil oncesine kadar cok daha iyiymis ama simdi para kazanmak cok zormus. Ayni Turkiyemiz gibi degil mi?
Aptal Amerikali’larla konusamiyoruz diye biz de dil kursu ogrencileri arasinda bir konusma klubu kurduk. Artik her hafta baska bir arkadasla Ingilizce pratik yaptik, yapiyoruz ve insallah yapacagiz. Umuyoruz ki hepimiz asagi yukari ayni seviyede oldugumuz icin birbirimizi daha iyi anlayacak ve zamanla daha iyi Ingilizce konusabilecegiz.
Kitap okumayi severim. Ama burada hem Turkce kitap okumak istemiyorum cunku Ingilizce ogrenmeye gelmidim hem de okumak istesem de istedigim kitabi bulabilecegim bir yer yok. Ayni sikinti sinemeda da gecerli. Yeni cikan Turk filmleri var. Ozellikle gitmek istedigim filmler oldu. “120” ve “ULAK” ancak pek tabii ki gidemedim bu filmlere. Burada yeni cikan filmleri izlemek mumkun olmadigi icin mecburen internete siginiyoruz. Allah affetsin. (Gerci bu filmleri daha bulamadim birisi sevabina bana yollarsa pek bahtiyar olacagim.
Anladim ki zaman sadece bir gazete degilmis. Ve sadece gercekler degil hersey zamanla ortaya cikiyormus. Icimizdeki isyankar ruh hemen itiraza yeltenip hersey ortaya cikmiyor ki demesin sakin. Zira bu tamamen yanlis. Hersey ama hersey zamanla ortaya cikacak. Eger burada olmazsa yalanin adini bile ugramadigi bir diyarda olacak bu. Onun icin icimiz rahat olmali hazirlik yaparken, unuttugumuz hicbirsey olmamali. Son menzile vardigimizda “eyvah” dememeliyiz.
Artik iyice idrak ettim ki zamanla Ingilizcem daha iyi olacak. Bunun izahi cok zor ama bu inanc iste. Oyle inanıyorum. Inanclar sorgulanmaz genelde. Mesela bir Hindu’nun ineklerin kutsalligini veya bir Hristiyan’in Isa hem Allah’in oglu hem de 3 Allah’tan biri nasil olur diye sorguladigini sanmiyorum. Hakeza bizim de sorgulamadigimiz seyler var muhakkak. Dusunup bulmali onlari. Sakli hazineleri aciga cikarma isini ancak olumu goze alanlar basarabilir.
Bazi arkadaslarim bana ne zaman doneceksin diye sormaya basladilar. Cevabini buradan yetmis milyon’a ilan edeyim. Niyetim odur ki bu yilin sonuna kadar kalmak istiyorum. Eger yapabilirsem burada o vakte kadar kalmaya niyetliyim ama daha once beyana calistigimiz gibi nereye bu gidis bilmiyorum. Hakkimizda hayirlisi.
Muhabbetle sevgili dostlar…
Ben giderim adim kalir,
Sizler beni hatirlayin…
Sizlere evvel zaman icinde karadiklarimdan biriyle veda etmek arzusundayim.
Son bir adım kalmıştı Leylam’a vasıl olmaya Son bir Adım kalmıştı Ve ben tükenmiştim…..
1: Nadim: Pisman olmus - 2: Tan: Kinama
Hayli zaman sonra yeniden Merhaba.
Araya bu kadar zaman giregini hesap edemiyordum dogrusu. Ama siklikla hatirladim, ozledim. Ve simdi Persembe gunu itibariyla bir kur’u bitirmis bulunuyorum ve insallah bu tatil suresinde bazi planlarim var. Ve bu planlardan biri dahi sudur. Insallah yeni bir web sayfasiyla ve onun icerigiyle ugrasacagim (iste karsinizda). Pek tabii Ingilizce calistiktan sonraki zamanlarda.
Daha evvelde bahsettim sanirim. Gerek okulda gerekse sinifta Uzakdogu’lu ozellikle Guney Koreli mevcudumuz hayli fazla. Sayilari bu kadar fazla olunca her turlusunu goruyor ve kiyas ediyorsun. Hem sayica hem de cesitce cok arkadasimiz oldu. Diyebilirim ki bizim bundan yillar yillar oncesinde o topraklardaki komunist tehlikeye karsi birlikte olusumuz kader planinda da benzerlikler tasiyor. Hazmi zor bir cumle oldu izaha calisayim. Simdi onlar da bizim gibi aileye ve arkadasliga onem veriyorlar. Yani onlar da hos sohbet, arkadas canlisi. Ama onlarda cok sigara iciyor, bir birlerine el (afedersiniz)(essek) sakasi yapiyor ve hatta onlarda bizimkiler gibi sokaga tukuruyor ve bagirarak konusuyorlar. Sanirim ortak noktalari anlamak icin daha fazla ornege ihtiyacimiz yok.
Daha once Turk Kultur Merkezinde ve Pakistanlilarin camiinde Cuma’ya gittigimden bahsetmistim. Bu zaman zarfinda daha cok okulda Cuma gunleri Musluman ogrencilerin Cuma namazi kilmalari icin ayrilan odada kildim. Imamimiz sanirim Suudi Arabsitan’li bir universite ogrencisiydi. Merdiven veya basamak olmadigi icin herhangi bir yukseltinin ustune cikmadan, sadece yerde ayaga kalkarak Ingilizce hutbe veriyor. Hatirlayabildigim ve pek tabii anlayabildigim kadariyla bir keresinde Efendimizin bir hadislerinden hareketle Kadinin imtihan unsuru olmasindan ama bunun kadinin ozellikleri yaninda erkeklerin zaaflarindan da kaynaklandigini soyledi. Yani uyari her iki tarafa da yapilmaktadir dedi. Bir digerinde ise her gun her seye zaman buldugumuzdan ama nedense Kur’an okumaya zaman bulamadigimizdan bahsetti. Hatta Bir tavsiyede bulundu ve dedi ki kendinize deyin ki hergun su saatler arasinda telefon, televizyon, internet yok. Sadece ama sadece Kur’an okuyacagim. Her gun on dakika bile ayirmis olsak haftada sayfalarca Kur’an okumus olacagimizdan bahsetti. Ve dedi ki bundan daha onemli bir isiniz yok bunu unutmayin.
Araba aldim. 93 Model, Otomatik vites 150.00 Mile yani 240.000 Km’de bir Honda Ciciv*. Turkiye’ye donen bir Turk’ten Aldim. Fiyati kac diye merak etmektesiniz diye dusundugum icin soyleyeyim. 2.500 Amerikan Dolari. Genelde sabah 10 gibi evden cikiyor 15 dakika kadar arabayla adi “MARTA” olan Metro istasyonuna gidiyor, arabayi oraya Ferrarilerin, X5′lerin, Mustanglarin yanina bedelsiz park ediyor. MARTA’dan okulun yakinindaki bir istasyonda iniyor, daha sonra ise okulun ucretsiz hizmet veren otobusune** binip, kursa yakin bir duraginda inip, 2 dakika kadar saat 11 gibi okulda oluyorum. 11:05 ten 12:55′e kadar 2 ders, akabinde 1 saat oglen arasi, ve saat 2:05 ten de 3:55′e kadar 2 ders daha gorup aksam 5 gibi eve donmus oluyorum.
Sonrasi malum evvela yemek, sonra sindirim, sonra tekrar yemek.
Artik buralar alismaya basladim diyebilirm aman dikkat sevmekten degil alismaktan bahsediyorum. Dil kursundaki bir Turk arkadas soyle diyordu. “Ne bu kardesim her yer agac biz inekmiyiz, biraz da bina gorsek olmaz mi” iste alismak bunun icin zor buralara. Evler, insanlar, mesafeler uzak olunca alismak da zor oluyor haliyle.
Bir hafta sonu okulun onderliginde bir geziye katildim.*** Ayni siniftan dort arkadas, toplamda 21 kisi katildi. Georgia Eyaletinin sinirlari icinde, icinde iki selale olan ve bir vadiden digerine iki kopruyle gecilen ve benim okula yaklasik 200 Km mesafe ve 2 saat uzaklikta olan bir kanyon’a gittik. Sanirim 10 km’den fazla yurumussuzdur. Ben askerde bile bu kadar yoruldugumu hatirlamiyorum.
Yorgunlugu bir hafta gitmedi. Bu seyahat su acidan benim icin cok muhimdi. Cunku ilk kez sehir disinda Amerikalilar nasil yasiyor, Amerikan inek, koyunlari nasil diye gorecektim hatta gordum de. Gorecektim deyince sanki gormemisim gibi anlasiliyorda onun icin izah icap etti. Hatta Amerikan bakkali bile gordum. Onunde kocaman Coca-Cola dolabiyla. Bu arada Coca Colanin ve CNN’in merkezi Atlanta. Yol o kadar uzun olunca maceralarda o denli bol oldu. Ilk macera giderken yol kenarinda araba carpmis bir Ceylan gormek oldu. Evet dogru okudunuz Ceylan. Hani bizim sadece kitaplarda resimlerini gordugumuz, belki Dedemiz belki de onun Dedesince canli gorulmus ve pek tabii avlanmis olan hayvan. Bes araclik bir konvoyla seyahat ettik. Ikinci macerada o zaman gerceklesti. Bizim arabanin arkasindaki Korelinin arabasi kavsaktan kontrolsuz cikinca soldan gelen bir araca kapisindan surttu ve tabii polis cagirmak icap etti. Biz tabii kaza olunca once kafilede bizimle birlikte gelen gorevliyi cagirdik. Polis geldi ama bizim gorevli ne polisle ne de kaza yapan elemanlarla konusmuyor kendi havasinda. Bizde olsa hemen olaya mudahele eder, izah eder olayi cozmeye calisiriz. Ama bu adamda tik yok. Neyse bir farklilikta burada aciga cikmis oldu. Hersey bir tarafa eleman az ingilizce biliyor zaten yardimci olsana be adam. Bak sinirlendim tansiyonum cikti gene. Kendime hakim omaliyim. Orada bir sey dikatimi cekti. Bes araba bizim konvoyda var bir de kazaya karisan diger arac toplamda alti araba oldu ve altisi da Japon arabasiydi. 3 Honda (haanda), 2 Toyota (toyaada) ve bir de Nissan. Donerken ise donmemiz gereken yolu kacirdik falan derken bayagi macerali bir surec yasamis olduk.
Son bir havadis daha vereyim. Ehliyet aldim. Ama maalesef ikinci girisimde. Ilk denememde alamadim. Bana hemen gulmeye baslamayin lutfen cunku sorular Ingilizce. Hem ben 4. de alanlari biliyorum. Ben yine ikincide aldim. Ehliyet sistemi de bir garip yahu. Sorular 20 Kural, 20 isaretler olmak uzere toplam 40 soru, ve sorular 100 kusur soru icinden geliyor. Sinava bilgisayarda giriyorsun her bolumde 5′er yanlis yapma hakkin var. Sinavda dogru mu yanlis mi yaptigin hemen belli oluyor, ve hemen yan tarafta fotograf cektirip belgeni aliyorsun, tabii eger gecersen. Sinirli ve tam olmak uzere iki turlu ehliyet var. Bende ki su anda sinirli 4 Mart’ta direksiyon sinavina girip tam ehliyeti alacagim insallah. Sinirli ehliyet 10, Tam 20 dolar. Burada ehliyetler Turkiye’den biraz farkli sureli. Evladiyelik degil galiba en fazla 5 yil, benim ki buyuk ihtimal 1 yillik olacak.
Allaha emanet olun. Beni sevmekten sikilmayin sakin.
Anlatacak sey cok ama simdi istirahat etmem vakti (yerel saat: 03:50)
* Fotograflari mevcuttur: Gormek Istersen; Aşk ile tikla
** Fotograflari mevcuttur: Gormek Istersen; şevk ile tikla
*** Fotograflari mevcuttur: Gormek Istersen; Aşk ile bir dahi tikla
Yazilarin artik daha gec yayinlanmasi; artik daha az seyin yabancilik vermesinden ve biraz da artik kursun baslamasindan naci oldu. Sorry!!!
Daha Turkiye’deyken pesinen sahip oldugumuz bir bilgiydi Turkler’in burada benzinliklerde pompaci olarak calistigi ama maalesef bu bilgi gercek degilmis. En azindan bu sehirde. Evet benzinlikler var ama pompaci yok. Benzinliklerde sistem soyle:
Once kredi veya bankamatik kartini takarak almak istedigin benzinin miktarini giriyorsun (30 dolarlik gibi) sistem paraya onay verince pompayi yerinden alip depoya koyuyorsun ve dolmaya basliyor. 30 dolarlik benzini alinca pompayi alip yerine koyuyor ve yoluna devam ediyorsun. Ayni mantik marketlerde de kendini gosteriyor. Bazi kasalarda kasiyer yok. Kendin urunleri okutup, kartinla parani odeyip evine gidiyorsun. Yine benzer bir surec fast food restoranlarinda da var (Lokantalarda degil). Urunu self servis le aliyor ve sonra kendi copunu kendin atiyorsun. Tum bunlarin tek bir sebebi var. Daha az personel calistirip maliyetleri olabildigince dusurmek. Hep merak edilir orada ben kac para diye soyleyeyim benzinin 1 Galon’u (3,7854 litresi) 3 Dolar, neredeyse Turkiye’nin dortte biri. Ve gariptir dizel daha pahali hatta en pahali yakit, ve tabii ki burada LPG yok…
Benzini galonla sattiklari gibi diger olculeri de farkli
1 LBS : 0.45359237 Kg
1 OZ : 29.5735297 ml
1 inc : 2.54 cm
1 Mil : 1.609344 Km
Her seyleri farkli ama insan her yerde insan. Herkes sevgiden ve nefretten anliyor. Sevgi dile insanligin ortak dili. Sevgiyle uzatilan eller pek geri cevrilmiyor…
Turk urunlerinin satildigi marketler ve hatta lahmacun, ayran, manti, kuzu cevirme, baklava yapip satan adi Italyan kendi Turk pizzacisi bile var. Madem Turk o halde Turk adi koysa daha iyi olmaz mi diye dusunmemek gerek. Cunku Amerika’da tartismasiz en cok tuketilen ve sikilmadan surekli yenilen sey pizza. Ve bir de keske Pizzalarida bizdekiler kadar lezzetli olsa ama nerde onun dahi tadi bir acaip. Kursta farkli milletlerin mensubu ogrenciler var. 9 Guney Koreli, 3 Turk, 1 Japon, 1 Tayvanli, 1 Taylandli, 1 Gineli, 1 Nijer’li olmak olmak uzere toplam 17 ogrenci var. 4 farkli ders icin 3 farkli bayan hocamiz var.
Gecen yazida Kultur Merkezinde namaz kildigimizdan bashsetmistim. Bu hafta ise Pakistan’li Muslumanlarin cogunlugunu teskil ettigi camiye gittim. Imam vaazi Ingilizce, hutbeyi ise Arapca okudu. Cuma namazi bizde ki gibi ogle vakti girer girmez degil saat 14:00 de kilindi. Ve sadece 2 rekat farz olarak. Sonrasinda 16 rekata tamamlama olmadi. Sonradan ogrendim ki bu durum normalmis yani burada bu mezhebe sahip insanlar ogle namazini once kiliyor sonrasinda sadece 2 rekat cuma namazinin farzini kiliyorlarmis.
Ekte kaldigim evin bazi fotograflarini veriyorum. Umarim begenirsiniz…
En iyi dileklerimle sizi kalbinizin sahibine emanet ediyorum….
Atlanta’ya Devam
Burada Turkler bolca bulunuyor desem ne dogru ne de yalan soylemis olurum. Dogru kismi soyle; Amerikanin geneline gore Turk sayisinin toplam nufusa orani hayli fazla. Turkler burada da Turkiye’deki islere benzer isler yapiyorlar. Araba tamirciligi, marketcilik, ogretmenlik ve tabii ogrencilik. Amerika’da Turk sayisi ozellikle New Jersey eyaletinde fazlaymis.
Buradaki acaipliklerden bahsedeyim biraz sizlere.
1. Eger polis durdurursa sakin arabadan cikmayin. Ellerinizi direksiyonun uzerinde tutarak bekleyin, polis gelince cami acip konusun.
2. Asla hiz yapmayin! Cezasi 200 $ dan basliyor ve hizinizi olcen radarin yerini onceden bilme imkaniniz yok. Yani iyi kamufle oluyorlar ama gariptir radarin yerini soyleyen cihaz kullanmak serbest…
3. Amerikada herhangi biriyle ozellikle bir zenciyle konusuyorsaniz ne soyleyebilecegine dair hazirlikli olsaniz iyi olur zira konustuklarindan hicbir sey anlamamaniz kuvvetle muhtemel.
4. Insanlar genelde evlerini, arbalarini kilitlemiyorlar. Gece kapi acik(kilitsiz) uyuyor, evlerinin onundeki arabalarini kilitlemeden birakiyorlar.
5. Eger sizi sokakta bir kopek kovalarsa sakin kacmayin birakin kopek sizi isirsin.
Zira kopegin sahibinden alacaginiz tazminat Bes bin, On bin dolar civarinda. Bu para sizi abad edebilir.
6. Insanlar burada ozellikle trafikte gayet sakin hic aceleleri yokmus gibi hareket ediyorlar. Rahat, yayalara yol veren (burada yayalar karsidan karsiya gecerken saga sola bakmiyorlar cunku yayalarin onceligi var), kirmizida gecmeyen, siz bir soru sordugunuzda size ictenlikle cevap veren ama size soru sormayan, hayatlarinda hep mesafeye onem veren insanlar. Samimi olmak icin hic acele etmiyorlar. Evleri diger evlere nasil uzak ve mesafeliyse kendileri de diger insanlara karsi oyle. Ve benzeri bircok gariplikler var.
Ama biz kendimize bakalim boylesi daha iyi degil mi?
Araba alma cabalarinda secenek bollugunda bogulduktan, kitalar arasi seyahatlerde maruz kalinan Jetlag’a, az biraz yollara, insanlara, kurallara alistiktan sonra Cuma gunu geldi. Ve Amerikada ilk Cuma namazini kilmak icin ev arkadaslarimla birlikte Istanbul Kultur Merkezine gittik. Ve en unutulmaz Cuma Namazini orada kildim. (Allah kabul etsin. amin!) 100 metrekarelik bir alanda cogunlugu ogrencilerden olusan 80-90 belki 100 kisilik bir grupla birlikte kildik namazi. Grupta Ahiska Turklerinden de katilanlar vardi. Burada Cumalar hakikaten bayram gibi geciyor. Cunku ezansiz bu topraklarda hem ezan duyuyor hem de cogunu sadece o gun gorebilecegin Turklerle buluyorsun. Ve uzaklarda da olsan, orasi o ana mahsus vatanin oluveriyor.
Atlanta’da 30 kadar Cami varmis. Amerikanin genelinde oldugu gibi burada da Musluman denilince Hindistanli ve Pakistanlilar anlasiliyor. Namazi kildiran Hocamiz bu yil hacca gitmis bir Turktu. Bize Hacdaki havayi ve karsilastiklarini cok icli bir dille anlatti. Meseleyi Efendimiz (s.a.v.) zamaninda yaban diyarlara hicret eden insanlara ve sahabe-i kiram efendilerimizden baslayarak, Osmanliya ugrayarak, gunumuze kadar getirip Turk milletinin Efendisine olan sevgisin tezahurlerini izah etti. Iste bu, bu yaban hayatini anlamli kilmaya namzet bir seydi ve buna degerdi…
En derin sevgi ve selamlarimla… +1 404 422 1299
Atlanta, Georgia, USA…

Aralik ayinin son iki gununden bu zamana yasadigim gunlerde Amerika Birlesik Devletlerinin Atlanta kentinde hayli gariplikler yasadim. Trafik kurallari, yol sokak dizaynlari ve sehrin bu denli daginik olmasi hayli garibime gitti. Atlanta icin galiba sunu soyleyebilirim burasi alisveris merkezi ve banka bollogu yasanan biryer. Yerel bankalar ve bunlarin subeleri cok fazla. Diger bir meselede telefon konusmalarinda gecerli Turkiyedeki Hazirkart mantigiyla hazirlanmis kartlarda hem arayandan hem de aranandan para gidiyor. Yani bende kontor yok sen beni ara, veya odemeli arama burada maalesef gecerli degil. Konusmanin dakikasi on cent yani 12 kurus falan hem de operatorler arasi farkli degil ev, is, baska oparator ayrimi yapmadan hepsi ayni fiyat. Diger bir mesele de bankalarla ilgili; bankalar hesap acan herkese cek karnesi veriyor ve odemelerde banka kartiyla birlikte cekte kullanilabiliyor. Marketlerin en buyuklerinden olan WallMart’i Turkiye’deki Carrefourlara benzetmek mumkun.
Burada pek tabii olarak helal gidalar aramak istiyorsun ve bunun icin binbir dikkatle alisveris yapiyorsun. Hazir gidalarin uzerinde (cips, biskuvi, cikolata v.b.) daire icinde U veya K harflerinin bulunmasi hayvansal yag bulunmadigini ve Muslumanlarin tuketebilecegini soyluyor. Amerika’ya gelen hemen herkesin yapacagi ilk is bir bilgisayar almak oluyor genelde (nerden biliyorsun diye sormayin, tabii kendimden) burada bilgisayar fiyatlari Turkiye’ye gore ucuz olsa da yan malzemeleri (canta, fare, kamera, kulaklik) daha pahali. Ilk, iste Amerikalilar bunlar denilebilecek tecrubemi bilgisayar almak icin gittigim magazada yasadim. Ben parayi saydim verdim ama elaman parayi bir saydi, iki saydi, uc saydi sonra baska birini cagirip tekrar saydirdi ve ancak oyle alisveris yapabildim.
Turkiyemizdeki At, Avrat, Silah sozu burada hukmunu biraz yitirmise benziyor. Burada makbul olan Araba, Araba, Araba. Markete ekmek almaya, yemek yemege, kontor almaya, arkadas ziyaretine gitmeyi diledigin vakit araban yok ise oturup aglamanin bir faydasi olmuyor imis. Cunku toplu tasima hayli sorun. Bazi hatlarda otobus calissa da saatte bir geldigi yetmiyormus gibi sadece adi MARTA olan metro hattina kadar gidiyor ve oradan metroya binmen gerekiyor ve sonra yine otobus tabii o saatte varsa. Arabalar ucuz ve bol ama tamiri ve parcalari hayli pahali. yani 2000 $’lik bir arabanin tamiri 2500$ olabiliyor. Diyelim ki kaza yaptin arabayi oldugu yerde birak git yenisini al daha mantikli.
Kaldigim eve gelince. Evim bir bahce icinde onde 7 arkadaysa belki 30 dallarinda sincaplar oynasan agacimiz var. Bizim muhitte evler genelde bahce icinde. Ev kiramiz 1700$.
Evi Gormek icin http://maps.google.com/ adresinde “5336 N Peachtree Rd, Atlanta, GA 30338″ yazmaniz yeterli
Benden simdilik bu kadar devami pazar gunune insallah…
Selametle…
3o Aralik Pazar Gunu Istanbul, Karadeniz, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Slovakya, Manchester (Ingiltere), Glasgow (Iskocya), Belfast (Irlanda), Okyanus, Nuuk (Danimarka), Kanada, Boston Uzerinden New York`a vasil olduk. Yolculuk boyunca
(11:30 Saat) hic gunes batmadi. Her daim aydinlik ve her daim uykusuz bir yolculuk yasadim.
Yol boyunca Musluman yemegi yedim, ilk kez Sutlu cay ictim, ispanak yemekle karsi karsiya kaldim, Hintli bir Musluman olan Javaad`la muhabbet ettim, takildigim yerlerde yanimda oturan Turk`e sorular sordum, Bon Jovi`nin “Lost Highway” sarkisini ilk kez dinledim, Rowan Atkinson’in oynadigi ‘Mr. Bean in Holiday’ filmini izledim, ve uyumaya calistim ama heyhat buna pek az vakit mustesna muvaffak olamadim.
Yol boyunca bazi bilgiler aldim.
Istanbul-New York : 8222 Kilometre
Azami Yukseklik : 10320 Metre
Azami Hiz : 813 KM/saat
Asgari Sicaklik : -35 C Derece
Karsi Ruzgar : 348 KM/saat
Ve derken Aksam’a yakin vakitte New York’a indik. Once kostura kostura Pasaport kontrolune oradan hemen arkada bulunan valiz bekleme bolumune akabinde Gumruk’e gittim. Ve sonrasinda valizlerimi tekrar havayolu sirketine verdim. Ve Atlanta’ya aktarma yapacagim ucaga dogru yola koyuldum.. ama fakat lakin o zamana kadar muvaffak olmadigim uyku gelip beni buldu ve gozlerimden uyku akan bir vaziyette Atlanta ucagina bindim. ve kendime daha fazla mani olmayip niyet ettim kendim icin uyumaya deyip uyudum ve uyandigimda ucak yere inis yapiyordu. Ve onumdeki monitorde New York ile Atlantanin Arasinin 1340 Km oldugu yaziyordu. Ucaktan indigimde Saat Turkiye’ye gore 05:00′ti. Valizlerimi almak icin beklerken beni almaya gelen abiler beni buldular ve yarim saat kadar arbayla yol aldiktan sonra kalacagim eve getirdiler.
Ev maceralarimin devami yarina insallah…
Hoscakalin, Hos kalin, Allaha Emanet olun…