Harun Çıplak | ::.. Harun Denilen Adam ..::

…::: Harun Denilen Adam :::…

Browsing Posts in Mart

Connecticut’ta Fatih Ceran’la, New York’ta tek başıma, Atlanta’da pek kıymetli arkadaşlarım ile, Şikago’da Cem Hocam, İstanbul’da Erdoğan Yılmaz, Harun İçmez ve adını sayamadığım pek çoğuyla, sonra İzmir’de Ailem ve Körez Köyündeki akrabalarımla birlkite yaşadığım zamanların bir kısa özeti karşınızda. Uzun süren suskunluğumu yavaş yavaş üzerimden atmaya çalışıyorum anlayışınız için müteşekkirim.

Gunler akil almaz bir hizla geciyor ve biz, artik pesinden kosmaktan yoruldugumuz bir isin pesini, avini aramaktan bitab dusmus bir avci misali birakiyoruz. Vazgecmenin pismanligina karisan aradigini bulamamanin acisi bizi gurumuza tutsak ediyor. Yorgunuz belki, bitkin, tukenmis, nadim1. Yeniden baslamak icin hicbir makul gerekce bulamiyoruz. Bir de tum bunlar iktifa etmezmis gibi baska agizlardan cikmasi muhtemel tanlar 2 kulaklarimizda cinliyor.

Durun. Bir de sunu dusunun. Hic kimse Allah degil, ve icinizden gecenleri anlamayacak, tipki sizin baskalarini anlayamadiginiz gibi. O halde neticeye odaklanalim, ve yeniden, simdiye kadar hep baskalarina soyledigimiz yalanlara bir yenisini ekleyerek kendimize yalan soyleyelim. “Hersey daha iyi olacak” diyelim. Fakat sunu kesinlikle bilelim ki bu yalani inanarak soylemeliyiz ve yeniden baslamaliyiz.

Tum bunlari niye mi yazdim? Tam emin olmasam bile birseyler dusunuyordum sanirim. Karisik seylerdi dusunduklerim. Bir yerden basladim ve bir de baktim ki buradayim. Ben dahi sasirdim aklimin bana oynadigi oyunlara.

Hani bilim adamlari toplanir ve derler ki “haydi Aids’e care arayalim. Su yollari izleyelim, su testleri yapalim, sunlari gozlemleyelim, su kadar sursun” falan. Surec yasanir ama bir de bakarlar ki Aids’e degil ama belki kansere care olabilecek birseyler bulmuslar. Demek istedigim ciktigimiz yolu biliyoruz, nereye varmak istedigimizi de biliyoruz, ama hicbirimiz attigimiz adimlarin bizi nereye goturecegini veya varacagimiz noktayi kestiremiyoruz. Iste bu sebeple herkes yani hepimiz sonumuz hakkinda ciddi sorularla yasamaliyiz.

Yeni bir kura basladim. Artik 3. kur ogrencisiyim. Yine cok sayida Koreliyle yasamak zorundayim. Bazi Kore’liler isi abartip diyorlar ki “Burasi Georgia Tech degil Kore Tech”. Bir sure daha buna tahammul etmem gerekecek. Bu sinifta benden baska bir Turk arkadas daha var. Hersey iyiye gidiyormus gibi gorunuyor. Is ariyorum, bulursam parasini paylasiriz artik. Turkiyemiz’de durum nedir bilmiyorum ama burada petrol fiyatlari surekli artiyor. Amerika’lilarin krizi su anda kapida yakinda evlerinde farkederler saniyorum. Soylenildigine gore burada hersey 5-10 yil oncesine kadar cok daha iyiymis ama simdi para kazanmak cok zormus. Ayni Turkiyemiz gibi degil mi?

Aptal Amerikali’larla konusamiyoruz diye biz de dil kursu ogrencileri arasinda bir konusma klubu kurduk. Artik her hafta baska bir arkadasla Ingilizce pratik yaptik, yapiyoruz ve insallah yapacagiz. Umuyoruz ki hepimiz asagi yukari ayni seviyede oldugumuz icin birbirimizi daha iyi anlayacak ve zamanla daha iyi Ingilizce konusabilecegiz.

Kitap okumayi severim. Ama burada hem Turkce kitap okumak istemiyorum cunku Ingilizce ogrenmeye gelmidim hem de okumak istesem de istedigim kitabi bulabilecegim bir yer yok. Ayni sikinti sinemeda da gecerli. Yeni cikan Turk filmleri var. Ozellikle gitmek istedigim filmler oldu. “120” ve “ULAK” ancak pek tabii ki gidemedim bu filmlere. Burada yeni cikan filmleri izlemek mumkun olmadigi icin mecburen internete siginiyoruz. Allah affetsin. (Gerci bu filmleri daha bulamadim birisi sevabina bana yollarsa pek bahtiyar olacagim. :)

Anladim ki zaman sadece bir gazete degilmis. Ve sadece gercekler degil hersey zamanla ortaya cikiyormus. Icimizdeki isyankar ruh hemen itiraza yeltenip hersey ortaya cikmiyor ki demesin sakin. Zira bu tamamen yanlis. Hersey ama hersey zamanla ortaya cikacak. Eger burada olmazsa yalanin adini bile ugramadigi bir diyarda olacak bu. Onun icin icimiz rahat olmali hazirlik yaparken, unuttugumuz hicbirsey olmamali. Son menzile vardigimizda “eyvah” dememeliyiz.

Artik iyice idrak ettim ki zamanla Ingilizcem daha iyi olacak. Bunun izahi cok zor ama bu inanc iste. Oyle inanıyorum. Inanclar sorgulanmaz genelde. Mesela bir Hindu’nun ineklerin kutsalligini veya bir Hristiyan’in Isa hem Allah’in oglu hem de 3 Allah’tan biri nasil olur diye sorguladigini sanmiyorum. Hakeza bizim de sorgulamadigimiz seyler var muhakkak. Dusunup bulmali onlari. Sakli hazineleri aciga cikarma isini ancak olumu goze alanlar basarabilir.

Bazi arkadaslarim bana ne zaman doneceksin diye sormaya basladilar. Cevabini buradan yetmis milyon’a ilan edeyim. Niyetim odur ki bu yilin sonuna kadar kalmak istiyorum. Eger yapabilirsem burada o vakte kadar kalmaya niyetliyim ama daha once beyana calistigimiz gibi nereye bu gidis bilmiyorum. Hakkimizda hayirlisi.

 

Muhabbetle sevgili dostlar…

Ben giderim adim kalir,

Sizler beni hatirlayin…

 

Sizlere evvel zaman icinde karadiklarimdan biriyle veda etmek arzusundayim.

 

Son bir adım kalmıştı
Leylam’a vasıl olmaya
Son bir Adım kalmıştı
Ve ben tükenmiştim…..

1: Nadim: Pisman olmus – 2: Tan: Kinama

Bir yere, bir fikre, bir aliskanliga yabanci olanlar hemen belli olur. Ozellikle bizim gibi zorunlu askerlik anlayisinin oldugu cografyalarda askerlikte ilk gunun nasil gectigi konunun tam ozetidir. Ama burada bahsedecegimiz yabancilik bundan biraz daha farkli bir zeminde duruyor. Zemini farkli cunku hitab ettigi kisim hayatimizda yeni bir yerde duruyor. Ben uc ay gibi bir zamandir Amerika’dayim. Geldigim gunden bu yana surekli yeni kurallar, kanunlar, surecler ve aliskanliklar ogrendim. Ilk zamanlarda cok garip gelen, hosuma gden veya gitmeyen herseyi dusunmekten kendimi alamiyordum, oysa simdi durum cokca degisti. Artik hersey siradanlasti. Artik garip birsey ogrensem soyle diyorum. “Simdiye kadar ki garip seylerden biri daha” veya “Eee burasi Amerika olacak o kadar.”. Yani artik hassasiyetimi kaybetmisim. Daha az sasiriyor ve daha az farkli yonleri yakalamaya calisiyorum. Biliyorum ki bir sure sonra bu dahi kaybolacak. Ve hersey siradanlasacak. Buna mani olabilirmiyim veya olmaya calismalimiyim diye soruyorum kendime. Evvel zaman icinde bir mecliste yeni musluman olan birinin bir sozunu soylediklerinde hayretler icinde kalmistim. O zat demis ki “yatsi namazi ile sabah namazinin arasi cok uzun diye cok uzuluyorum.” Yabancilik, belki de o kadar kotu birsey olmasa gerek diye dusunmeye basliyor insan. Bir de kendi hayatimiza bakalim. Hayatimiz siradanlastigi icin kim bilir ne kadar cok seyi gozden kaciriyoruz. Belki esimizde, belki isimizde, belki 24 saat belki de bir omurde, bakis hassiyetimizi kaybettigimiz icin kimbilir hangi hadiseleri veya gelismeleri iskaliyoruz. Belki cantamizdaki taslari oradan cikarip yeniden bakma ve tanimlaya, siniflandirmaya ihtiyacimiz vardir. Kimbilir neler bulacagiz orada. Belki kaybettigimizi sandigimiz yitik hazinemiz aslinda hala bizimle birliktedir.
Bu mevzuya bir bakis acisi daha katmakta fayda goruyorum. Siklikla kullandigimiz bazi ifadeler var. “Bunu Vatan icin yapiyorum”. “Milletime canim feda”. “Allah rizasi icin…..” gibi. Hatta belki bunlara Ataturk’un ne zaman ve nerede kimlere hitaben soyledigi belli olmayan “Mevzu bahis vatan ise, gerisi teferruattir.” sozu de ilave edilebilir. Malumunuz bu soz son zamanlarda siklikla kullanildi ve sanirim Cumhuriyet Bassavcisi’nin actigi kapatma davasi da bu mealde degerlendirilebilir. Mahiyeti veya nereye varacagi dusunulmeyen bu tip sozlerle insanlar darbe de yapar, adamda asar, cete de kurar, cihadda ilan eder, teroristte olur. Ama ciktiklari yolu onlarin nereye goturecegine kendileri karar veremez duruma gelirler. Baslamak veya baslatmak ellerinde iken korkarim durdurmak ve bitirmek elinden gelmez. Bunlar artik sirdanlastilar maalesef. Tabir-i digerle slogana donustu. Ama bu meseleye hem hassiyeti arttirmak hem de saglama yapmak icin bir de su acidan bakalim. Slogandan once sunu dusunelim. “Bu yaptigim isten Vatanimin menfaati ne?” “Ben bunu yapiyorum ama Milletin kazanci ne olacak bu isin neticesinde?” “Bu yaptigim isten Allah razi mi acaba”
Hasili; yasamak ve yasatmak varken niye olumun soguk yuzunu gosteriyoruz bir birimize.
Cenneti birlikte yasamak varken karsindakini cehenneme yollama hevesi niye?

Hayli zaman sonra yeniden Merhaba.
Araya bu kadar zaman giregini hesap edemiyordum dogrusu. Ama siklikla hatirladim, ozledim. Ve simdi Persembe gunu itibariyla bir kur’u bitirmis bulunuyorum ve insallah bu tatil suresinde bazi planlarim var. Ve bu planlardan biri dahi sudur. Insallah yeni bir web sayfasiyla ve onun icerigiyle ugrasacagim (iste karsinizda). Pek tabii Ingilizce calistiktan sonraki zamanlarda.

Daha evvelde bahsettim sanirim. Gerek okulda gerekse sinifta Uzakdogu’lu ozellikle Guney Koreli mevcudumuz hayli fazla. Sayilari bu kadar fazla olunca her turlusunu goruyor ve kiyas ediyorsun. Hem sayica hem de cesitce cok arkadasimiz oldu. Diyebilirim ki bizim bundan yillar yillar oncesinde o topraklardaki komunist tehlikeye karsi birlikte olusumuz kader planinda da benzerlikler tasiyor. Hazmi zor bir cumle oldu izaha calisayim. Simdi onlar da bizim gibi aileye ve arkadasliga onem veriyorlar. Yani onlar da hos sohbet, arkadas canlisi. Ama onlarda cok sigara iciyor, bir birlerine el (afedersiniz)(essek) sakasi yapiyor ve hatta onlarda bizimkiler gibi sokaga tukuruyor ve bagirarak konusuyorlar. Sanirim ortak noktalari anlamak icin daha fazla ornege ihtiyacimiz yok.

Daha once Turk Kultur Merkezinde ve Pakistanlilarin camiinde Cuma’ya gittigimden bahsetmistim. Bu zaman zarfinda daha cok okulda Cuma gunleri Musluman ogrencilerin Cuma namazi kilmalari icin ayrilan odada kildim. Imamimiz sanirim Suudi Arabsitan’li bir universite ogrencisiydi. Merdiven veya basamak olmadigi icin herhangi bir yukseltinin ustune cikmadan, sadece yerde ayaga kalkarak Ingilizce hutbe veriyor. Hatirlayabildigim ve pek tabii anlayabildigim kadariyla bir keresinde Efendimizin bir hadislerinden hareketle Kadinin imtihan unsuru olmasindan ama bunun kadinin ozellikleri yaninda erkeklerin zaaflarindan da kaynaklandigini soyledi. Yani uyari her iki tarafa da yapilmaktadir dedi. Bir digerinde ise her gun her seye zaman buldugumuzdan ama nedense Kur’an okumaya zaman bulamadigimizdan bahsetti. Hatta Bir tavsiyede bulundu ve dedi ki kendinize deyin ki hergun su saatler arasinda telefon, televizyon, internet yok. Sadece ama sadece Kur’an okuyacagim. Her gun on dakika bile ayirmis olsak haftada sayfalarca Kur’an okumus olacagimizdan bahsetti. Ve dedi ki bundan daha onemli bir isiniz yok bunu unutmayin.

Araba aldim. 93 Model, Otomatik vites 150.00 Mile yani 240.000 Km’de bir Honda Ciciv*. Turkiye’ye donen bir Turk’ten Aldim. Fiyati kac diye merak etmektesiniz diye dusundugum icin soyleyeyim. 2.500 Amerikan Dolari. Genelde sabah 10 gibi evden cikiyor 15 dakika kadar arabayla adi “MARTA” olan Metro istasyonuna gidiyor, arabayi oraya Ferrarilerin, X5′lerin, Mustanglarin yanina bedelsiz park ediyor. MARTA’dan okulun yakinindaki bir istasyonda iniyor, daha sonra ise okulun ucretsiz hizmet veren otobusune** binip, kursa yakin bir duraginda inip, 2 dakika kadar saat 11 gibi okulda oluyorum. 11:05 ten 12:55′e kadar 2 ders, akabinde 1 saat oglen arasi, ve saat 2:05 ten de 3:55′e kadar 2 ders daha gorup aksam 5 gibi eve donmus oluyorum.
Sonrasi malum evvela yemek, sonra sindirim, sonra tekrar yemek. :)

Artik buralar alismaya basladim diyebilirm aman dikkat sevmekten degil alismaktan bahsediyorum. Dil kursundaki bir Turk arkadas soyle diyordu. “Ne bu kardesim her yer agac biz inekmiyiz, biraz da bina gorsek olmaz mi” iste alismak bunun icin zor buralara. Evler, insanlar, mesafeler uzak olunca alismak da zor oluyor haliyle.

Bir hafta sonu okulun onderliginde bir geziye katildim.*** Ayni siniftan dort arkadas, toplamda 21 kisi katildi. Georgia Eyaletinin sinirlari icinde, icinde iki selale olan ve bir vadiden digerine iki kopruyle gecilen ve benim okula yaklasik 200 Km mesafe ve 2 saat uzaklikta olan bir kanyon’a gittik. Sanirim 10 km’den fazla yurumussuzdur. Ben askerde bile bu kadar yoruldugumu hatirlamiyorum. :) Yorgunlugu bir hafta gitmedi. Bu seyahat su acidan benim icin cok muhimdi. Cunku ilk kez sehir disinda Amerikalilar nasil yasiyor, Amerikan inek, koyunlari nasil diye gorecektim hatta gordum de. Gorecektim deyince sanki gormemisim gibi anlasiliyorda onun icin izah icap etti. Hatta Amerikan bakkali bile gordum. Onunde kocaman Coca-Cola dolabiyla. Bu arada Coca Colanin ve CNN’in merkezi Atlanta. Yol o kadar uzun olunca maceralarda o denli bol oldu. Ilk macera giderken yol kenarinda araba carpmis bir Ceylan gormek oldu. Evet dogru okudunuz Ceylan. Hani bizim sadece kitaplarda resimlerini gordugumuz, belki Dedemiz belki de onun Dedesince canli gorulmus ve pek tabii avlanmis olan hayvan. Bes araclik bir konvoyla seyahat ettik. Ikinci macerada o zaman gerceklesti. Bizim arabanin arkasindaki Korelinin arabasi kavsaktan kontrolsuz cikinca soldan gelen bir araca kapisindan surttu ve tabii polis cagirmak icap etti. Biz tabii kaza olunca once kafilede bizimle birlikte gelen gorevliyi cagirdik. Polis geldi ama bizim gorevli ne polisle ne de kaza yapan elemanlarla konusmuyor kendi havasinda. Bizde olsa hemen olaya mudahele eder, izah eder olayi cozmeye calisiriz. Ama bu adamda tik yok. Neyse bir farklilikta burada aciga cikmis oldu. Hersey bir tarafa eleman az ingilizce biliyor zaten yardimci olsana be adam. Bak sinirlendim tansiyonum cikti gene. Kendime hakim omaliyim. Orada bir sey dikatimi cekti. Bes araba bizim konvoyda var bir de kazaya karisan diger arac toplamda alti araba oldu ve altisi da Japon arabasiydi. 3 Honda (haanda), 2 Toyota (toyaada) ve bir de Nissan. Donerken ise donmemiz gereken yolu kacirdik falan derken bayagi macerali bir surec yasamis olduk.

Son bir havadis daha vereyim. Ehliyet aldim. Ama maalesef ikinci girisimde. Ilk denememde alamadim. Bana hemen gulmeye baslamayin lutfen cunku sorular Ingilizce. Hem ben 4. de alanlari biliyorum. Ben yine ikincide aldim. Ehliyet sistemi de bir garip yahu. Sorular 20 Kural, 20 isaretler olmak uzere toplam 40 soru, ve sorular 100 kusur soru icinden geliyor. Sinava bilgisayarda giriyorsun her bolumde 5′er yanlis yapma hakkin var. Sinavda dogru mu yanlis mi yaptigin hemen belli oluyor, ve hemen yan tarafta fotograf cektirip belgeni aliyorsun, tabii eger gecersen. Sinirli ve tam olmak uzere iki turlu ehliyet var. Bende ki su anda sinirli 4 Mart’ta direksiyon sinavina girip tam ehliyeti alacagim insallah. Sinirli ehliyet 10, Tam 20 dolar. Burada ehliyetler Turkiye’den biraz farkli sureli. Evladiyelik degil galiba en fazla 5 yil, benim ki buyuk ihtimal 1 yillik olacak.
Allaha emanet olun. Beni sevmekten sikilmayin sakin.

Anlatacak sey cok ama simdi istirahat etmem vakti (yerel saat: 03:50)

* Fotograflari mevcuttur: Gormek Istersen; Aşk ile tikla
** Fotograflari mevcuttur: Gormek Istersen; şevk ile tikla
*** Fotograflari mevcuttur: Gormek Istersen; Aşk ile bir dahi tikla

Evet, aşk gerçektir. Ve gerçek karşısında neticesini düşünerek acı dahi olsa sabır ve tevekkül ve metanetle istikamet üzere olmak icap eder. Zira gerçek karşısında herkes küçüktür. Bütün sözler biter. Konuşan yalnız hakikat olur.
Ama gerçeklik biraz da sevilenin istikametine bağlı değil mi? Bugün başka yarın başka oluvereni sevmek hayli zor. Belki sevgi değişken ama sevilenin sevilme vasfını hak etme boyutunda müstakim olması sevgiyi veya seveni zirvelere taşımaya namzet.
İnsanda farklı donanımlar ve cihazlar var. Akıl, kalp, ruh, vicdan, hayal, mazi, sevme, merak, nefret, ümit, korku, cesaret, gözyaşı ve mizah vb.
İnsan denilen meçhul karar verirken veya tercih ederken veya severken bunlardan birini veya birkaçını veya hepsini belli oranlarda kullanarak neticeye kanaat ediyor.
Evet, akıl, kalp ve ruhun tercihleri insanın ayırıcı vasfı. Şayet değerlendirebilirsen aşk dediğin illet başında bir devlet kuşu demektir. Tanpınar’ımız Mümtaz ve Nuran’ın Huzur’unda Atıl bu ava; yan ve yaşa! Zira aşk yaşamanın tam şeklidir… İfadesiyle karşımızda.
Ve belki sizler diyebilirsiniz ki madem her şey bu denli aşka bağlı ve aşkla ilintili o halde aşkın bu tarifi kısır ve noksan çünkü hayatın tamamını ihata edemiyor. Evet, buna katılıyorum ve hatta biraz daha fazlasına cüret edip boyumu aşan bir şekilde izaha yelteniyorum. Cahil cesur olur sözünün sırrınca beni affetmenizi talep ediyorum.
O vakit artık hakikati haykırma zamanı geldi:
Yazının başından beri etrafında dolaşıp ta avlamaya muvaffak olamadığım mevzuda yani aşk mülahazasında Âşık deyince kulu ve Mâşuk deyince de Rahmeti Sonsuz’u murat ediyorum. Bizim amel ve düşüncelerimizi de bizi yarattığı gibi yaratan Zat(c.c.) tan aldığım feyz ile aciz aklın götürdüğü yerlerde gezinip şuna kani oldum.
Nasıl ki irade-i cüzi ve irade-i külli varsa yani irade boyutunda insana ait olan veya insanın müdahil olabildiği kısım varsa sevgi daha doğru bir ifadeyle aşk mevzuu şahanesinde de Rahman’a (c.c.) ait bir boyut, Rahim’e ait bir nev vardır.
Nasıl ki irade irade-i cüzi ve irade-i külli varsa; Aşk-ı insani ve aşk-ı rahmanide vardır.
Beşer Hak karşısında havf ve reca, ümit ve korku arasında olmalı ve ondan Ümit kesmeden fakat kendini de yalancı heveslere kurban etmeden istikrar ve kararlılık dolu bir süreç geçirmelidir.
Ve belki de aşkın en onulmaz boyutunda karşımda muhteşem bir tablo; seven sevilenle birlikte dünyanın geçici ve aldatıcı zamanlarını uzun semereler verecek meselelere sarf edip uzun zamanlar boyu süren bir paylaşımı süslerken aslında baktığım ama heyhat görmeye yani keşfe muvaffak olamadığım bir hal “ufkumda tulu etti”..
Seven sevdiğine itaat eder…
Seven için en acı boyut sevileni üzecek yani onu benden, hayır daha doğrusu hatta en doğrusu beni ondan uzaklaştıran her hal, her düşünce, her fiil işte bunun için kötü.
Eskilerden öğreneceklerimiz hadsiz ve payansız
“dostun evine giden yol hiç uzun gelmez”
“….üzerinde yürünmeyen yollar, çalılar ve yabani otlarla kaplanır”
Bu mesele-i mühimmemizde israfı kelamın zirvesine vasıl olduk. Affola